Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyelik Süreci ve Hırvatistan Bağlamında Karşılaştırmalı Analizi Sonuç Bölümü

AB’nin Kendi İçinde Mevcut Sorunları: Avro Krizi, Meşruiyet Sorunu, Yükselen Sağ

AB nin tarihinde yaşadığı ve her ne kadar ekonomik kriz olarak gözükse de sonuçlarının siyasi ve birliğin geleceği hakkında soru işaretlerinin oluşturduğu Avro krizi şüphesiz önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmıştır. 

Krizin derinleşme sebebi olarak ise AB üye ülkelerinin karşılıklı güvensizlikleri ve farklı ulusal çıkarlarıdır. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean Claude Trichet’nin deyimiyle AB ikinci dünya savaşından bu yana yaşadığı en büyük şok olarak nitelendirdiği kriz Türkiye’nin üyelik sürecinde bir negatiflik yarattığı söylenebilir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 2008 yılında finans sektöründe ortaya çıkan kriz, küresel bir boyut kazanmış Avro alanı 2009 yılında %4,1 oranında rekor düzeyde küçülerek tarihindeki en büyük küçülmeyi yaşamıştır. İspanya, İtalya, Yunanistan, Portekiz, başta olmak üzere bütün Avrupa devletlerini ciddi şekilde etkilemiştir.

Ekonomik sorunların baş da olmak üzere Avrupa da ortaya çıkan diğer bir sorun ise meşruiyet sorunu olmuştur. Meşruiyet krizi varoluş krizi olarak nitelendirilebilir.

Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerine etkisine ise diğer konulara göre biraz daha geri planda kalmaktadır. Meşruiyet sorunu AB üyesi devletler ve AB vatandaşlarının çoğunluk bir kısmının üyeliğine karşı olduğu Türkiye’nin üyeliğindeki olumlu gidişat AB kamuoyu ve vatandaşlarının gözünde olumsuz bir etki yaratmaktadır.

Türkiye’nin belki de kişisel görüşüm olarak en fazla zarar gördüğü Avrupa Birliği kaynaklı sorunlardan biride Avrupa da giderek artan aşırı sağ ve islamofobi olmuştur.

Fransa’da Ulusal Cephe, Yunanistan’da Altın Şafak Partisi, Avusturya’da, Avusturya’nın aşırı sağcı partilerinden ve AB sürecinde sürekli karşımıza engel olarak çıkan Avusturya Özgürlük Partisi, Bulgaristan’da Türk azınlık karşıtı Ataka Partisi seçimlerde oy oranları artmıştır.

İsviçre’nin aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi, Danimarka’da İslam’ı ‘terör dini’ olarak nitelendiren ve sürekli Müslümanlara ağır ithamlarda bulunan Danimarka Halk Partisi, Norveç’te İlerici Parti’nin ayrıca, Hollanda’da İslam karşıtı aşırı sağcı Geert Wilders’ın Özgürlük Partisi daha büyük çapta oy oranları artışı dikkat çekmektedir. Almanya da daha çok partisel boyutlarda olmasalar da aşırı sağcı örgütler giderek nüfusunu etkinliği arttığı gözükmektedir.

Mevcut Diğer Sorunlar; Vize Zorunluluğu, Gümrük Birliği

Türkiye’den başka hiçbir aday ülkenin vatandaşlarının AB ülkelerine yaptıkları seyahatler de vize zorunluluğuna maruz kalmaması AB nin bu konuda Türkiye’ye uyguladığı çifte standardın bir göstergesi olmuştur.

Özellikle son dönemdeki Türkiye’nin Avrupa Birliğine yönelik tereddütlü ve hatta olumsuz yaklaşımın temel nedenlerinden birkaçı olmuştur. Türk vatandaşlarının çeşitli sebeplerle gitmek istediği AB üyesi ülkelerdeki başvuru sorunları, üye ülke hükümetine göre zorluk derecesi değişmekte ve olumsuz havanın hâkim olmasına sebep olmaktadır.

2012 yılı içeresinde AB konseyi haziran ayında açıkladığı sonuç kararlarında Türk vatandaşlarına yönelik Schengen vizesinin kaldırılması amacı ile sürecin başlatılması için Avrupa komisyonuna yetki vermiştir. Konseyin aldığı bu karar Türk vatandaşlarının AB ülkelerine vizesiz seyahatlerini olanak sağlamaya yönelik süreçte önemli bir adım oluşturmaktadır.

Türkiye’nin AB’den halklı olarak beklentisi sürecin adil ve tarafsız kriterler temelinde ilerlemesi ve sürecin gereksiz uzatılmamasına yönelik bir tutum sergilemesidir.

Türkiye, AB üyesi olmadan Gümrük birliğine üye olan ilk ve tek ülke. Bunu düşündüğümüz zaman böyle bir ayrıcalığın ülkemize yarar sağlamayacağını tahmin etmek güç değil. Gümrük Birliği taraflar arasındaki ticarette mevcut gümrük vergileri, miktar kısıtlamalarıyla, her türlü korumacı politikaların kaldırıldığı ve ayrıca birlik dışında kalan üçüncü ülkelere yönelik olarak da, ortak gümrük birliğin sağlandığı bir ekonomik bütünleşme modeli olarak tanımlayabiliriz.

Türkiye aslında kendi içinde sorunlara yol açan gümrük birliğinin zararlı kısmının farkındadır. Türkiye taraflar arasında gümrük vergileri, miktar kısıtlamaları ve bunlara eş etkili önlemlerin kaldırılarak üçüncü ülkelere karşı ortak bir gümrük tarifesinin uygulandığı dar anlamda gümrük birliği anlayışının ziyadesinde üyeliğin son aşaması olarak görmektedir. Fakat üyelik süreci uzadıkça Türkiye’yi olumsuz etkileyen bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gümrük Birliği’ne sorun olarak karşımıza çıkan noktalar ise ;

Türkiye ve AB arasında karar verme sürecinde tek taraflı olması ve Türkiye’nin dışlanmasını yüzündendir. Üye ülkeler AB kurumlarında temsil edilip karar sürecinde yer almıştır. Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında AB’ye karşı sorumlulukları yerine getirmesine rağmen AB karar alma mekanizmasında bulunmaması ve temsil edilmemesi bu kapsamda en önemli sıkıntılardan biridir.

AB’nin üçüncü taraf ülkelerle Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalaması; müzakere sürecinin üye ülkeler adına AB Komisyonu tarafından yürütülmesi sonucunda bu müzakerelerde Türkiye’nin temsil edilmemesi ve çıkarlarının savunulmaması durumu ortaya çıkmaktadır. Bu olayın sonucu olarak; Gümrük Birliği dâhilinde hem hukuki olarak hem de ticari alanda dezavantaj yaşamamak adına, Türkiye’nin üçüncü taraf ülkeler ile benzer anlaşmalar imzalaması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durum Türkiye’nin söz konusu ülkelerle STA müzakerelerinde elini zayıflatmaktadır.

Sonuç ve Öneriler

AB’nin üyelik sürecini başarıyla tamamlayan Hırvatistan’ın üyelik süreci incelendiğinde sorunların daha çok siyasi nitelikli sorunlar olduğunu gözlemledik. Süreci sekteye uğratan siyasi sorunların yüzünden 2001 yılında imzalanan İstikrar ve Ortaklık Anlaşması ancak 2005’te yürürlüğe girebilmiştir.

Sorunların ilki ve en önemlisi Hırvatistan’ın Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ile yetersiz işbirliği ve sorunların çözümüne katkı da bulunmaması olmuştur. AB bu yüzden savaş suçlularını teslim etmesi halinde müzakerelerin tekrar başlanacağına karar vermiştir. Hırvatistan’ın Müzakere sürecini yaşadığı sorunlardan biri de Slovenya ile Hırvatistan arasındaki sınır anlaşmazlığıdır.

Bunun sonucu olarak, 2008 yılında on bir müzakere başlığının Slovenya tarafından veto edildiği gözlenmiştir. İlk sorunun aksine Hırvatlar bu sorunun çözümünde AB nin desteğini alarak, ikili anlaşmazlıklara kurban gitmemesi yönünde görüş bildiren; AB’nin öncülüğünde 2009 tarihinde taraflar arasında sınır anlaşmazlığının çözümüne ilişkin bir mutabakat imzalanması ile çözüme kavuşturulması sorunun AB üyelik sürecine etkilememesi sağlanmıştır.

AB Hırvatistan’ın üyeliğine doğu sınırının güvenliği olarak yakınlaşmıştır

Bölgede SSCB nin oluşturduğu güç boşluğunun ABD nin veya başka bir küresel güç yerine kendisinin hâkim olmasını istemiştir. Sonuç olarak değişen ve 2004 sonrası genişlemeci politikalar izleyen AB ‘nin siyasi ve ekonomik desteğini alan bir Hırvatistan’ın AB üyesi olmasıyla tamamlanmıştır.

Türkiye’nin üyelik sürecini ele aldığımızda hem ülkemiz hem AB tarafında süreç ağır ve sıkıntılı bir seyir izlemektedir. Türkiye özellikle Hırvatistan ile kıyaslandığında süreç içerisinde kendi üzerine düşen sorumluluğu yeterince aldığını söylemek yanlış olmaz.

Gelinen durum ise Türkiye’nin karar alma mekanizmasında yer almaması ile tamamen ülkemiz aleyhine işleyen bir sürece dönüşmüş olmasıdır. Üye devletler içerisinde üyeliğin özüne karşı çıkan devletler ve şu an AB içerisinde liderlik konumuna ulaşan Almanya’nın üyelik yerine “ayrıcalıklı ortaklık” dayatması sorunu giderek arttırmaktadır. Fransa ise üyelikle ilgili gördüğü fasıllarda süreci ciddi şekilde engellemesi Türkiye tarafının da üzerine alması gereken sorumlukları yerine getirse bile AB’nin tekrar süreci sıkıntıya sokacağı şüphesi oluşturdu.

Türkiye’nin artık Kıbrıs sorunun çözüme ulaştırmadan AB üyelik sürecinin olumlu bir şekilde sonuçlandırmasının imkânsız olduğu bir gerçektir. Türkiye’nin kısa ve orta vadede Yunanistan, GKRY ve İngiltere ile Türkiye’nin çıkarları doğrultun da bir anlaşmaya varması mümkün görünmemektedir.

Çözüm konusunda sonuca en çok yaklaşan Annan Planı ise ;

Çözüm konusunda sonuca en çok yaklaşan Annan Planı ise GKRY olumsuz referandumu ile sonuçlanmıştır. Ama Türkiye konusunda sadece fiili bir yararı olmuştur. 7 Temmuz da Cenevre’de Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yapılan  görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafı barış görüşmelerinde daha önce hiç gündeme getirmediği “toprak” konusunu ele alabileceği cesaretinden bulunsa da Kıbrıs tarafı süreci gene tıkamıştır.

Sonuç olarak AB ülkelerinde bütün vatandaşların Türkiye lehine üyeliğe olumlu yaklaşmasını beklemek yanlış olur. Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanlar olduğu kadar ise üyeliğe olumlu yönde bakanlar da olmuştur. Türkiye AB ilişkileri nihai hedefi tam üyelik olan Ankara Anlaşması temelinde şekillenmiştir ve Türkiye’nin AB süreci hukuki bir temele dayanmaktadır.

Türkiye üzerine düşen görevleri yerine getirdiği takdirde sürecin olumsuz tamamlanması AB’nin kendiyle çeliştiğinin kanıtı olarak karşımıza çıkacaktır. Bu nedenle kamuoyu tarafından öne sürülen “Ne yaparsak yapalım AB üyesi olamayacağız”. “AB bir Hıristiyan Topluluğudur”. “AB Türkiye’nin bölünmesine sebep olacak” gibi olumsuz düşüncülerinin önüne geçilip AB müktesebatına uyum sağlanma konusunda çalışmalar hızla devam edildiği takdirde; AB kamuoyu ise Türkiye’nin çaba ve gayretini sadece fiiliyatta kabul etmeyip somut adımlar attığı zaman üyelik hedefimize ulaşacağımızı düşünüyorum.

Twitter hesabımızı görmek için TIKLAYIN

Bir Önceki Yazımız İçin TIKLAYIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir