Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyelik Süreci ve Hırvatistan Bağlamında Karşılaştırmalı Analizi Bölüm: 1

Türkiye nin Avrupa Birliği ne (AB) üyelik süreci dikkate alındığında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ye 1959 Temmuz ayından yaptığı başvurusu göz önüne alırsak “ortaklık” geçmişi 60 yıllık bir sürece dayanmaktadır. Türkiye’nin bu yavaş ilerleyen katılım sürecinin aksine, AB ile 2001 yılında İstikrar ve Ortaklık Anlaşması imzalayan Hırvatistan’ın 2004 yılında üyeliği tanınması ile 3 Ekim 2005 de Lüksemburg’da AB’nin aldığı kararla, Türkiye ile aynı gün tam üyelik müzakerelerini başlamıştır.

AB üyelik süreci içindeki Hırvatistan’ın bağımsızlığını yeni kazanmış bir devlet olarak başta ekonomi olmak üzere Türkiye’nin gerisinde olduğunu ve coğrafi koşullar olarak Türkiye kadar karmaşık bir coğrafyada olmasa bile kendi içinde süreci yavaşlatan sınır problemleri, iç siyasi aktörler, savaş sonuçları ortaya çıkan anlaşmazlıklar gibi bir takım problemler yaşadığını gözlemliyoruz.

Karşılaştığı sorunları çözüme kavuşturmayı başaran Hırvatistan’ın Avrupa Birliği serüveni kavramak için AB’nin yaklaşımı dâhil başka olguları da dikkate almamız gerektiğini biliyoruz. Bu çalışmanın konusu Hırvatistan’ın Avrupa birliğine tam üyelik başvurusu yaptığı 2003 yılını milat olarak alıp 2013 yılında ise üyelik süreci tamamlanan AB’nin son üye devleti Hırvatistan’ın ve üyelik süreci devam eden Türkiye’nin süreç içinde karşılaştığı sorunları incelemek. Çalışmanın amacı ise Hırvatistan’ın AB üyelik sürecindeki sorunları çözme şekillerini, karşılaştırmalı analiz yöntemi temelinde Türkiye için çıkarımlarda bulunmak.

HIRVATİSTAN’IN AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİK SÜRECİ; SİYASİ, POLİTİK DİSİPLİN KURAMLARI

Hırvatistan’ın Demokratikleşme Süreci ve Avrupa Birliği

1991 Yılında bağımsızlığını ilan etmesinden itibaren Hırvatistan dış politikasının en öncelikli konularından birisi Avrupa Topluluğu(AT) ile siyasi anlamda yakınlaşmaktı. Bu nedenle Hırvatistan Avrupa-Atlantik entegrasyonu sürecine dahil olabilmek için yoğun bir bicimde çalıştı. Hırvatistan dış politikası batı dünyası ve sistemine dahil olmayı öncelikli bir hedefi haline getirmişti.

Bir Orta Avrupa ve Akdeniz ülkesi olarak Hırvatistan aynı zamanda balkanlarda bir geçiş bölgesi üzerinde bulunmaktaydı. Yugoslavya’nın dağılması öncesinde ve Hırvat bağımsızlık savası sırasında Avrupa Topluluğu öncelikli olarak bölgedeki ikili görüşmelerin yapılması ve taraflar arasında bir çözüme ulaşılması konusunda adımlar attı.

Daha sonra Hırvatistan insanı ve ekonomik yardımlar yaparak 1992 yılında da Hırvatistan’ın bağımsızlığını tanıdı. Hırvatistan ve AT ilişkileri ilerleyen zaman daha düşük bir düzeyde seyretti. Bu dönemde AT, Franjo Tudjman yönetimini özellikle insan hakları ve azınlık hakları konusunda sıklıkla eleştirdi.

Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

Ağustos 1992’de yapılan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin galibi HDZ ve Cumhurbaşkanı adayı Franjo Tudjman (1997 yılında yeniden seçildi) oldu. Mayıs 1990’dan 1999’nun sonlarına doğru ölümüne kadar Cumhurbaşkanı Tudjman’ın  politikaları  Hırvatistan’ın  iç  ve  dış  politikasında kilit rol oynadı. Onun etkisi altında yarı başkanlık hükümet sistemi kuruldu. 1990’ların ilk yarısında Hırvatistan’daki askeri ve siyasi olaylar nedeni ile Avrupa ile siyasi ilişkiler olumsuz etkilendi Hırvatistan, insan ve azınlık haklarının geliştirilmesinde ilerleme olmadığı için eleştirildi ve savaş kurallarını ihlal etmekle suçlandı. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesiyle yetersiz işbirliği nedeniyle de eleştiriler alındı.

HDZ partisinin siyasi etkisi, Franjo Tudjman’ın (1999) ölümünden  sonra zayıfladı. Bu dönemden sonra Hırvatistan’ın dış politika en önemli aktörü 2000 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zafer kazanan, 2005 yılında yeniden seçilen ve 2010 yılına kadar görevde kalan Stjepan Mesic oldu.

2000 seçimlerinden sonra büyük bir değişim yaşandı ve demokratik partilerin koalisyonu iktidara geldi. Hükümet 2003 yılının sonuna kadar ılımlı bir politika izledi; bu süre zarfında Hırvatistan, 2001 yılında kabul edilen anayasa değişiklikleri ile yarı başkanlık sistemini terk etti; cumhurbaşkanının yetkileri azaltıldı ve Parlamento ile hükümetin rolü güçlendirildi.

Bu dönem de AGİT ve Avrupa konseyi üyesi olan Hırvatistan’ın temel dış politika hedefi batı blokunun desteğini almak olmuştur. Kısa sürede izlediği politikalar AB ve ABD’nin desteğiyle sonuçlanmıştır. 2000 tarihinde “Barış İçin Ortaklık Projesine” dahil edilmesiyle NATO üyeliğinin kapısını aralamıştır. Üyeliğine olumlu bakmayan Fransa ile ilişkileri geliştirdikten sonra yedi yıllık uğraş sonucunda Dünya Ticaret Örgütüne katılmıştır. Mesic’in Bürüksel ziyareti sonrası,15 Avrupa ülkesinin katılımıyla yapılacak olan Balkan Zirvesinin Kasım 2000 de Zagreb’de yapılması ilişkilerin pozitif doğrultuda ilerlemesini sağlamıştır.

Hırvatistan’ın AB Üyelik Süreci Kurumlar, Politika, Aktörler

Hırvatistan’ın AB serüvenin resmi olarak başlangıcını 2001 yılında imzalanan AB nin Batı Balkan ülkeleri ile ilgili politikaları kapsayan Stabilizasyon ve Ortaklık anlaşmasını kabul edebiliriz. 2003 senesinde AB ye üyelik başvurusunda bulunan Hırvatların resmi adaylık statüsü 2004 yılında verildi ve 2005 yılının ekim ayında Türkiye ile beraber katılım müzakereleri başladı. Bu tarih itibariyle dış politika yapısını tamamıyla AB üyesi olmaya yönelik politika izleyen Hırvatistan’ın AB kurumsal teşkilatlanması, Dış politika stratejilerini, karşılaştığı sorunları çözme yöntemleri, bu bölümde analiz edilecektir

AB Kurumsal Teşkilatlanması

Hırvatistan’ın kurumsal teşkilatlanma yapısı temel amacı süreci hızlandırma yönelik olmuştur kurumları sayacak olursak; Devlet Delegasyonu, Koordinasyon Komitesi, Müzakere Heyeti, Çalışma Grupları, Başmüzakereci Ofisi ve Müzakere Heyeti Sekretaryası olarak altı ana organ bünyesinde Başmüzakereci olarak ise Vladimir Dropnjak bu altı organa liderlik etmekteydi. Devlet teşkilatlanmasının yanı sıra aralarında parlamento üyeleri, akademik dünyadan ve sendika temsilcilerinin de bulunduğu Müzakere İzleme Komitesi de görüş bildirerek sürecin sağlıklı ilerlemesini için çalışmışlardır.

Dış Politika Stratejileri; Sorunlar, Politikalar, Çözümler;

Çalışmanın ilk kısmında Hırvatistan’ın demokratikleşme sürecin de ayrıntılı olarak bahsettiğim gibi Hırvatistan’ın Tudjman döneminde AB ile ilişkileri sınırlı ve düşük seviyeler de gerçekleşmiştir. 2000 yılında kurulan demokratik yönetim ile de dış politika stratejisi tamamıyla batı sistemine uyum sağlamayı amaçlamıştır. Bu sebeple komşularıyla sorunlarını çözmeye ve AB’den olumlu görüş almaya çalışmıştır. Tudjman dönemi karşılıklı güvensizlik ile bakılan Bosna Hersek devleti ile yaşanan siyasi sorunlar, Devlet başkanı Mesiç döneminde Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü ve egemenliğine tam destek olunacağı belirtilmiştir. Bosna’da yaşayan Hırvat nüfus için bu ülkenin iç siyasetine karışmadan şeffaflık ilkesi çerçevesinde yardımda bulunacağı belirtilmiştir. Karşılıklı devlet başkanları ziyareti ile ilişkiler pekiştirilmiştir.

Dış politika sorunları arasında AB üyelik sürecini en çok etkileyen önemli konulardan biriside Slovenya ile yaşanan sınır sorunudur. Hırvatistan tarafından 2009 yılı sonunda tamamlanması planlanan müzakereler Slovenya ile yaşanan sorun nedeniyle sekteye uğramıştır.

24 Haziran’da Daimi Temsilciler Komitesi tarafından yapılan açıklamada oy birliğinin sağlanamadığı Hırvatistan’la müzakerelerin durma noktasına geldiğinin, sebebinin ise Slovenya’nın vetosunun kaldırılmaması olarak belirtilmiştir. Bu sorun Türkiye’nin Yunanistan ile yaşadığı sorunu düşünecek olursak çalışmamın sonuç kısmı için biraz daha kapsamlı bahsetmemiz gerektiği düşüncesindeyim.

Sorunu kısaca tanımlayacak olursak ;

Adriyatik Denizi’nin kuzeyinde Trieste Körfezi’nin içinde yer alan Piran Körfezi bölgesinin karadan ve denizden paylaşımı konusunda tarafların anlaşamaması olarak açıklayabiliriz. Türkiye ve Yunanistan arasında olduğu gibi Slovenya ve Hırvatistan da kendi savlarını ortaya atarak bir çıkmazın içine girmişlerdir. Hırvatistan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin 15. maddesine dayanarak körfezin her iki kıyısından eşit uzaklıkta olacak şekilde çizilmesi gerektiğini savunuyor.

Slovenya ise yine 15. maddenin 2. Fıkrasına dayanarak tarihsel dayanağı olan taleplerin diğer taleplere göre öncelik taşıdığı gerekçe göstererek orta çizginin ilerisinde hakkı olduğunu belirtiyor. 2001 yılında sorunun çözümü için bir antlaşma imzalansa da Hırvatistan meclisi anlaşmayı onaylamamıştır.

İki ülke arasında uzun yıllardır süren sınır anlaşmazlığının çözüm şekli konusunda ise Eylül 2009’da bir anlaşmaya varılarak, bağımsız 3 Hâkim ve birer ülke temsilcisinden oluşan Uluslararası tahkim yoluna gitmek konusunda uzlaşıldı.

Twitter hesabımızı görmek için TIKLAYIN

Diğer Yazılarımız İçin TIKLAYIN

Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyelik Süreci ve Hırvatistan Bağlamında Karşılaştırmalı Analizi Bölüm: 1” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir