Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyelik Süreci ve Hırvatistan Bağlamında Karşılaştırmalı Analizi Bölüm: 3

TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİK SÜRECİ; 2003 MİLATI

Türkiye Avrupa birliği ilişkileri kronolojisine baktığımızda 2003 yılını milat olarak alacağımızı düşünürsek ilk önemli olay Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde(TBMM) “AB Uyum Komisyonu” kurulması olmuştur. Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılım sürecine ilişkin yaşanan gelişmeleri izlemek, öneri ve görüşleri ile TBMM’yi bilgilendirmek ve TBMM sunulan kanun tasarı ve teklifleri ile kanun hükmünde kararnamelerin Avrupa Birliği Mevzuatına uygunluğunu incelemek amacı ile TBMM de görevli olan 17. Komisyon olarak kurulmuştur. Tali bir komisyon olarak görevi daha çok görüş ve öneri konularında olmuştur.

Komisyon gerekli gördüğü takdirde, görevleri ile ilgili olarak, ilgili bakanlıklardan, genel ve katma bütçeli dairelerden, mahalli idarelerden, üniversitelerden ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlardan bilgi istemek ve ilgililerini çağırıp bilgi almak yetkilerine sahiptir. Komisyon gerekli gördüğünde uygun bulacağı uzmanların görüşlerine başvurabilir. Merkezi Ankara da bulunan komisyonun Ankara dışında ve yurt dışında da çalışmalarda bulunma imkânı vardır.

Pozitif İlişkiler Sınırlı İlerleme

5 Kasım 2003 yılında AB Türkiye ile ilgili ilerleme raporunu yayınlandı bu yıl için AB nin en net düşünceleri ifade ettiği raporda; malların serbest dolaşımı, kişilerin serbest dolaşımı, şirketler hukuku ve fikri ve sınai mülkiyet hakları, tarım alanında, ulaştırma alanında, istatistik alanlarının sanayi politikası konusunda, bölgesel politika alanında tüketici ve sağlığının korunması alanında Gümrük Birliği alanında Dış ilişkiler alanında Türkiye’nin ilerleme kaydettiği vurgulamış ama bütün bu alanlar için ayrı ayrı eksikliler belirtilmiş. En fazla ilerleme Gümrük Birliği ile ilgili başlıklarda kaydedildiği vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Rapor döneminde Türk Hükümeti siyaset ve hukuk sisteminde yapılan reform ve değişimleri olumlu yönde olduğu vurgulanmış ve Türkiye’nin kararlılığı AB tarafından olumlu yönde puan almıştır. Özellikle ifade özgürlüğü, gösteri yürüyüşü hakkı, kültürel haklar ve ordu üzerinde sivil denetim gibi Türkiye açısından hassas meselelere temas ettiğinden reformların etkili biçimde uygulanmasının önem arz ettiği belirtilmiştir. Kıbrıs sorunun Türk tarafı eleştiriye tutulmuş Yunanistan ile sınır sorunlarının çözümü için baskı yapılmıştır. 2003 yılı özetle Türkiye için Pozitif İlişkiler, Sınırlı İlerleme olmuştur.

Sürecin Doruk Noktası; Brüksel

17 Aralık 2004 Brüksel Avrupa Konseyi Zirve Toplantısı’nda, Türkiye’nin siyasi reformları ve kriterleri yeterli ölçüde yerine getirdiği belirtildi ve katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde başlanması kararlaştırıldı. Türkiye için zirve noktası olarak görülen bu kararın alınmasına kadarki süreçte(1999-2004) AB’nin süreci pozitif yönde ilerlemesini teşvik etmesi bu karar itibariyle sınırlı düzeyde azalmıştır. Elbette Türkiye AB ilişkilerinde tek sorumlu olarak herhangi bir tarafı göstermemiz mümkün değildir. 2005 yılı Almanya Şansölyesi seçilen Angele Merkel’in Türkiye için İmtiyazlı ortaklık teklifi ile işlerin çıkmaza sokulmaya çalışması, Nicolas Sarkozy’nin Cumhurbaşkanlığı esnasında Türkiye için olumsuz tavrı ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin(GKRY) AB üyesi olmasıyla yaşanan sorunlar ortadır.2002 yılı ile de Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasıla’nın (GSMH) artması ve refahın belli bir döneme kadar yükselmesi AB ile ilişkilerde olumsuz motivasyon sağlanmasına yol açmıştır.

Kıbrıs sorunu

1999’dan itibaren AB üyelik süreci konusunda koalisyon hükümetleri ve AK Parti hükümetinin özverileriyle önemli adımları atıldığını gözlemliyoruz. 2004 yılına gelindiğinde ise AB’ne üyelik görüşmelerinde en önemli sorunlarından olan Kıbrıs meselesinin çözüme kavuşturulması gerekliliği ortaya çıkışmıştır. AB tarihinin en geniş kapsamlı genişleme sürecinin içinde 1 Mayıs 2004 itibariyle Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla AB’ye üye olacaktı. Tarihler 24 Nisan 2004 yılını gösterdiğinde adanın kuzey ve güney yönetimlerinin Kıbrıs Cumhuriyeti adında birleşerek AB’ye üye olması olarak tanımlayabileceğimiz Annan Planı Referandum ile oylandı. Kuzey Kıbrıs Türk halkının yüzde 64,9’u onaylarken, Kıbrıs Rum Kesimi’nde ise halkın yüzde 75.38’ü Plan’ı reddetti. Referandum sonucu, süreçte pozitif tutum sergileyen Türkiye’nin AB üyelerince takdir edilmesiyle sonuçlansa da kalıcı bir çözüm bulunmamasına sebep oldu.

Türkiye’nin olumlu bir ivme kazanmasının yanı sıra AB üyeliği görüşmelerini kilitleyecek önemli bir sorun ortaya çıktı. AB’ne üye olacak devletlerin Birliğin müktesebatına uyum sağlaması, yani hukuken Türkiye’nin tüm üye ülkeleri tanıması gerekmekteydi. Türkiye’nin GKRY adıyla tanıdığı adanın güney tarafını, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıması imkânsızdı. AB ve Türkiye Katılım Antlaşması’nın 10 yeni üye devletine uygulanmasına dair ek protokol 29 Temmuz 2004’de imzalandı. Türkiye AB’nin önerisi ile bu protokole atılan imzanın Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmen tanımak anlamına gelmediğini duyuran bir deklarasyon yayınladı. 21 Eylül 2004’te AB, Türkiye tarafından ilan edilen deklarasyonun daha önce imzalanmış olan ek protokolün getirdiği yükümlülükleri çelişmeyeceğini ilan ederek orta yol bulunmuş oldu.

Sorun çözümünde denge politikası izleyen AB Türkiye’nin Tavrına diğer bir açık kapı bıraktı. Tüm üye ülkelerin tanınmasının AB üyeliğinin temel koşullarından olduğunu vurgulamaktan da geri kalmadı.

Sonuç olarak GKYR Cumhuriyetini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak resmen tanınması yükümlülüğü;

AB müzakerelerinin olumlu yönde ivme kazanmasının imkânsız hale getiren en büyük sorunlardan biri olarak karşımıza çıkacaktır. Konuyla ilgili olarak 2006 yılı Türkiye için ilerleme raporu, malların serbest dolaşımı ilkesinin Kıbrıs’a yönelik uygulanmasında ortaya çıkan sorunlar; Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülüklerini yerine getirmemesine yol açmaktadır. Türkiye’nin Kıbrıs gemi ve uçaklara yönelik uyguladığı kısıtlılık işlemleri AB tarafından hukuk ihlali olarak değerlendirilmekte ve son verilmesi talep edilmektedir. “AB Konseyi, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik kısıtlamaları sebep olarak gösterilerek, müzakerelerin sekiz fasılda açılmamasına ve Komisyon tarafından Türkiye’nin Ortaklık Anlaşması’na ek protokolü tam olarak uyguladığı karar verilinceye kadar bütün fasılların geçici olarak kapatılmasına…” karar vermiştir.

AB dönem başkanlığı görevi Temmuz 2012 de Danimarka’dan GKRY devralması başka bir sorunu da ortaya çıkardı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve dönemin AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış; Kıbrıs sorunun kalıcı bir çözüm ortamı ve uzlaşma sağlanamaması halinde AB Konseyi Dönem Başkanlığı ile ilişkilerin dondurulacağını ve Türkiye’nin GKRY başkanlık edeceği toplantılara katılmayacağı açıklanmıştır. AB ise bu yaklaşımdan ciddi kaygı duyduğunu ve AB Dönem Başkanlığı’nın rolüne saygı duyulması gerektiğini ifade etti.

Geçen zamanda hiçbir yumuşama, çözüm için karşılık hiçbir adım olmadı. Aksine Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Akdeniz’de yürüttüğü enerji çalışmalarına Türkiye’nin yoğun tepkisine maruz kaldı. Buna karşın AB, doğal olarak üyesi olan Kıbrıs’ın bölgedeki egemenlik yetkisinin sınırlanamayacağını ve karasuları egemenliğine saygı gösterilmesinin gerektiğini açıkladı.

Twitter hesabımızı görmek için TIKLAYIN

Bir Önceki Yazımız İçin TIKLAYIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir