Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyelik Süreci ve Hırvatistan Bağlamında Karşılaştırmalı Analizi Bölüm: 2

Hırvatistan İç Siyaseti Sorunlar, Dengeler Ve Yansımaları

Avrupa Birliği konseyi Aralık 2004 yapılan toplantısında Hırvatistan ın müzakerelerini 1 yıl süreyle Mart 2005 ertelediğini duyurmuştur. Sebebi ise Hırvatların eski Yugoslavya savaş suçları için Uluslararası Ceza Mahkemesi ile yetersiz işbirliğini sebep göstermiştir. Hırvatistan yakalaması için garanti verdiği General Ante Gotovina’nın yakalanmaması hatta milliyetçi Hırvatların savaş kahramanı olarak gördüğü Gotovina’nın saklanmasına yardım etmesi durumu çıkmaza sokmuştur. Gotovin’a yakalanıp mahkemeye teslim edilmedikçe AB ile müzakerelerin başlamayacağı duyurulmuştur.

Özellikle birçok sivil toplum örgütlenmeleri ;

Hırvat bağımsızlık savaşında suç işlendiği gerekçesiyle yargılanması talep edilen Hırvat vatandaşlarının teslim edilmesini büyük bir saygısızlık olarak görmüşlerdir. Genellikle gazilerin ve milliyetçi kısımların Zagreb deki eylemleri 2001 yılındaki gibi kalabalık olmasalar da teslim edilmemesi için mücadelelerini devamını açıklamışlardır. Hırvatistan genel olarak iç siyasetle AB üyelik sürecinde denge politikası izlemiş birçok vatandaşını teslim etmiştir. Ama bu dönemde en kritik isim yüzlerce Sırpın ölümünden yüzlercesinin yerlerinden edilmesinden sorumlu savaş suçlusu Ante Gotovina olmuştur.

Ante Gotovina 1992-1996 yılları arası Ayrık askeri bölge komutanlığı görevini sürdürmüştür. Fırtına operasyonu ve Flash operasyonu sırasında yaptıkları  gerekçe gösterilerek generaller Ivan Cermak ve Mladen Markac da dâhil olmak suretiyle suçlu bulunmuşlardır. 200 bin den fazla Sırpın göç etmesi ve birçok insanın hayatını kaybetmesi sebebiyle Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi tarafından yargılanması kararlaştırılmıştır. Sorunun çözümü 2005 de Gotovina’nın İspanyada yakalanması ile sonuçlanmıştır. Hırvat istihbarat servisi ile İspanya polisinin işbirliği sonucu tutuklanıp yargılanmıştır. Gotovina ile birlikte Mart 2004’ de yakalanan Cermak ve Markac da insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle yargılanmaya başlamıştır. Bu olaylar sonrasında BM Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi Başsavcısı Carla Del Ponte, Hırvatistan’ın mahkeme ile olan işbirliği konusunda olumlu görüş bildirdi. Bunun sonucu Bürükselde yapılan AB Dışişleri başkanlığı zirvesinde Hırvatistan ile müzakerelerin başlaması gerektiği konusunda olumlu görüş çıkmıştır ve hemen ardından Hırvatistan kurumsal teşkilatlanma için çalışmalara başlamıştır.

Hırvatistan siyasal yapılanmasından kısa bir söz edecek olursak;

Ülke Cumhuriyeti parlamenter demokrasi ile yönetilmektedir. Cumhurbaşkanı iç ve dış politikaların tespitinde etkisi yüksektir ve halk tarafından doğrudan seçilir. Yürütme yetkisi görevi ise hükümete aittir. Bağımsızlığını kazanmasının ardından Cumhurbaşkanlığına Franjo Tudjman seçilmiştir. 1999 tarihinde ölümü ile görevi sona ermesinin ardından 2000 yılındaki seçimleri kazanan Stjepan Mesic 2005 yılında halkından tekrar yeki almasıyla beraber yeniden seçilmiştir. Sonraki yıllarda Cumhurbaşkanlığına aday olan Ivo Josipovic kazanmıştır ve ülkesinin AB üyesi yapma başarısını göstermiştir.

Hırvatistan siyasal hayatının en önemli partisi Hırvatistan Demokratik Birliği (HDZ) olmuştur. Merkez sağ eğilimli parti 1991-2000 tarihleri arasında ülkenin başında bulunmuştur. 2000-2003 yılları arasında ise 6 partiden oluşan koalisyon hükümeti seçimi kazanmış Sosyal Demokrat Parti(SDP) iktidara gelmiştir. 2003 yılındaki erken seçimlerde ise HDZ tekrar iktidarı kazanmış ve 2007 tarihindeki seçimlerde yerini korumuştur. 2011 Tarihindeki parlamento seçimlerini ise ‘’kukuriku’’ koalisyonu kazanmış başbakanlığa SDP partisinden Zoran Milanovic seçilmiştir.

Hırvatistan devletinin komşuları ise doğuda Sırbistan, güneyinde Karadağ, kuzeyde Slovenya, kuzeydoğusunda Macaristan, güneydoğusunda Bosna- Hersek’dir. Ülkenin batısında ise Adriyatik Denizi’ne kıyısı vardır.

Avrupa Birliğinin Hırvatistan Yaklaşımı; Altıncı Genişleme, Güç Boşluğu

AB’nin Doğu Avrupa ülkelerine bakış açısının değişmesinin sebebi Sovyetler Birliğinin   çöküşü   ile   olmuştur. Bölgede boşalan güç boşluğunun  yönelik politikalar izlemeye başlayan AB, ekonomik ve siyasi desteğinin yanı sıra bağımsızlığını kazanan ülkelerin birliğe dahil edilmesini amaçlamıştır. AB bütünleşmesi amacı edinen birlik 2004 yılındaki 10 yeni üyenin katılımı ile bu amaç dışında kalan ülkelerle ilgili görüşü tamamı ile yapıcı yönde olmuştur. Sonuç olarak ekonomik ve siyasi sıkıntılar bağlamında tam bir Avrupa bilinci oluşmayan Bulgaristan ve Romanya 2007 yılında, Hırvatistan 2013 yılında AB üyesi olmuştur.

Avrupa Balkanlara yönelik genişleme politikasında öncelikli hedefi bölgede istikrarsızlığın yayılmasını engelleyerek kendi dış güvenliğini sağlamayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda Romanya Bulgaristan’ın üyeliğinden sonra toprak bütünlüğü ve demokratikleşme süreci yaşayan Balkanlara yönelmiştir. Dayton Anlaşmasının ardından(Dayton Anlaşması da bu politikanın bir ürünüdür). 1996 yılında kabul edilen Bölgesel Yaklaşım Politikası, Batı balkanlar için yürütülen ortak politikanın başlangıcı olmuştur. Bölgesel Yaklaşım Politikasının temel amacı bölge ülkeleri için istikrarı ve ABD’nin bölgesel hegemonyasını azaltarak AB ye olan güvensizliğin ortadan kaldırılması olmuştur. 1999 yılında ilan edilen “İstikrar ve Ortaklık Süreci” (SAP) ile bölge ülkelerinin AB’ye olan bakışın pozitif yönde olmasını hedeflenmiştir. Takip edilen süreçte AB, “Yeniden Yapılanma, Kalkınma ve İstikrara Yönelik Topluluk Yardımı” (CARDS) ve “Katılım Öncesi Yardım Aracı” (IPA) adı verilen programlar ile Batı Balkan ülkelerinin gelişim süreçlerini desteklemiştir.

Twitter hesabımızı görmek için TIKLAYIN

Diğer Yazılarımız İçin TIKLAYIN

Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyelik Süreci ve Hırvatistan Bağlamında Karşılaştırmalı Analizi Bölüm: 2” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir