Suriye Ekseninde Türkiye-ABD Stratejileri Bölüm: 3

Suriye’yi Üçe Bölme Hedefli Dönem

Suriye yi bölme hedefli dönemin en önemli özelliği Suriye’ye terör ihracının uluslararası olmasıydı. Artık sadece ağırlıklı olarak Suriye’den ve bölgeden değil, Bosna, Çeçenistan, Libya ve Afganistan’dan terörist akımı başlamıştı. Savaş deneyimi olan bu teröristlere yol verilerek sahadaki durumun Esad aleyhine çevrilebileceği düşünülmüştü.

ABD’nin Hamleleri

Bu yeni sürecin esas sahibi ABD’ydi ve uzmanı olduğu “özel savaş’ı taşeronlarına uygulatacaktı. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği bu ‘özel savaş’ın siyasi, Adana İncirlik Üssü de askeri merkezi olacaktı. CIA ve Pentagon’un özel harekâtçı subayları Adana ve Hatay’da Suriyeli muhalifleri eğitip sahaya sürecekti. Sadece sonradan da net bir şekilde görüldüğü gibi savaş deneyimi olan bu teröristler yeni sorunlar yaratacaktı. Önce El-Nusra’ya ardından da IŞID’e insiyatif kazandıran gelişmeler sınırların açılmasıyla başlamıştı.

Türkiye’nin Hamleleri

Öte yandan bu dönemde ABD’nin Suriye’deki taşeronları olan Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar arasında Suriye Ulusal Koalisyonu’na kimin hâkim olacağı rekabeti de başladı. Zira bu, olur da Esad yıkılırsa Suriye’ye kimin nüfuz edeceği anlamına geliyordu.

Böyle olduğu için de rekabet kimi zaman sertleşti. Tarafların kontrol ettiği örgütler zaman zaman karşı karşıya geldi, her grup kendi egemenlik alanını inşa etmeye soyundu. Bu süreç zamanla Suudi Arabistan’ı bir tarafa, Türkiye ile Katar’ı diğer tarafa düşürdü.

Sonradan ABD’nin müdahalesi oldu ve Suriye Ulusal Konseyi (SUK) yerine Suriye Ulusal Koalisyonu (SUKO) kurulduysa da, rekabet 2 Mart 2015 tarihinde Riyad’da yapılan Erdoğan-Kral Selman anlaşmasına kadar sürdü.

Ancak bu rekabet hiçbir zaman bu ülkeleri Esad’ı devirme hedefinden ve ortaklığından alıkoymadı.

Dahası, üç ülke de bu dönemde ABD’yi Suriye’ye açık müdahaleye davet etti.

Bu dönem 20 Ağustos 2013’te Doğu Guta’da yaşanan bir kimyasal komployla kapandı.

İddia şuydu: Esad yönetimi, Şam’ın Doğu Guta bölgesinde kimyasal silah kullanmıştı ve çocuklar dahil 1.300 kişiyi katletmişti.

Haberle birlikte Atlantik medyası kirli bir savaş başlattı; Esad karşıtı yayınlarla dünya kamuoyunu ABD’nin Suriye’yi vurmasına hazırladı.

Ancak ortada Şam’ın bir kimyasal saldırısı yok, fakat Atlantik koalisyonunun kimyasal komplosu vardı!

Esad üç aydır taarruzdaydı ve Atlantik kuvvetlerini adım adım kuzeye püskürtüyordu. Yani kimyasal silah kullanmaya ihtiyacı yoktu. Şam yönetiminin eli bu bağlamda güçlüyken, kendisini uluslararası arenada zor duruma sokacak bir suçu işlemesi mantığa da aykırıydı.

Ayrıca Şam yönetiminin davet ettiği BM denetçileri Suriye’ye gelmişken kimyasal silah kullanması intihar olurdu.

Amaç belliydi. Bir türlü direnci kırılamayan Esad’ı bir de bu tür kirli yöntemlerle sıkıştırmayı denemişlerdi.

Önce Rusya’nın ve sonra Çin’in burada kararlı durması ve Suriye’yi bu kirli komploda yalnız bırakmaması, bir süre sonra hâkim iklimi değiştirdi.

Üstelik ABD Başkanı Barack Obama mevcut koşulları görüyor ve Suriye’ye saldırmaya cesaret edemiyordu. En sonunda Moskova’nın Cenevre sürecine razı oldu ve iki ay boyunca süren “savaş ha başladı ha başlayacak” havası toptan ortadan kalktı. Ancak “özel savaş” sürecekti!

Twitter hesabımızı görmek için TIKLAYIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir