Realizm: Tanımı ve Kökenleri

Realizmin Tanımı

Bu yazımızda realizmin tanımını ve kökenlerini Tukidides Machiavelli ve Hobbes üzerinden ele alacağız. Realizm: Çıkarları etrafında hareket eden devletlerin, anarşist bir ortamda, yani bir düzenleyicinin olmadığı uluslararası sitemde devletlerin bu çıkarları nasıl uygulayacağını, uyguladığını ve bunların başarısını anlamaya çalışan ve ölçen teorik bir yaklaşımdır. Realizm, genellikle insan doğasının kötü olduğu savından hareketle, insanların karşılıklı olarak üstünlük kurmak ve karşısındakine egemen olmak istediğini söyler. Devletleri uluslararası sistemin temel aktörleri olarak kabul eder. Kısacası realizm uluslararası sistemin temel aktörü olan devletin üst otoritenin kontrolünün bulunmadığı bir ortamda hayatta kalma ve gücünü artırma gibi yöntemlerini çözmeye ve analiz etmeye çalışan teorik bir yaklaşımdır.

Realizmin Kökenleri

Realizm teori olarak ortaya çıktıktan sonra bazı isimleri kendine öncü olarak tanımlamıştır. Bunlar arasında Eski Yunanlı tarihçi Tukidides, İtalyan tarihçi ve diplomat Niccolo Machiavelli ve İngiliz filozof Thomas Hobbes en fazla öne çıkan isimlerdir.

Tukidides:

Uluslararası siyasetin insan doğasında bitmeyen egemen olma anlayışının ve güç mücadelesiyle şekillendiğini savunmuştur. Adalet, toplum ve kanun gibi kavramların bu mücadeleyi kısıtlayıcı bir etkisi olmadığını söyler. Peloponnessos Savaşları kitabında söylediği ” Dünya döndükçe doğru sadece gücü eşit olanlar arasında bir konu olmuştur, güçlüler ne isterse onu yapar, zayıflarsa çekmek zorunda olduklarını çekerler.” söz bu noktada çok açıklayıcıdır.

Niccolo Machiavelli:

İnsanların genellikle ” nankör, değişken, içten pazarlıklı, korkak ve çıkarcı” olduklarını söyler. İnsan doğasının böyle olduğu bir düzende güvenliğin güçle sağlanabileceğini söyler. Machiavelli‘ye göre ” bütün devletlerin başlıca temelleri iyi kanunlar ve iyi ordulardır; iyi orduların bulunmadığı yerde iyi kanunların bir işe yaramayacağı ve iyi orduların bulunduğu yerde iyi kanunların bulunması gerektiği için kanunlar üzerinde durmayıp yalnızca ordulardan” söz etmek gerekir. Böylesi bir dünyada hükümdarların temel amaçlarının devletlerinin varlığının sürdürülmesi olması gerektiğini söylemiştir. Bunu sağlamanın yolu ise ahlak yada normlardan geçmediğini aksine yeri geldiğinde kötü davranmak gerektiğini söyleyen ve normalleştiren Realpolitik den geçtiğini savunmuştur.

Thomas Hobbes:

Yazmış olduğu Leviathan adlı eseri realizmin temel metinlerinden kabul edilir. Hobbes‘a göre “bedensel güç bakımından en zayıf olan kişi, ya gizli bir düzenle ya da kendisi ile aynı tehlike altında bulunan başkalarıyla birleşerek, en güçlü kişiyi öldürmeye yetecek kadar güçlüdür”. Diğer bir ifadeyle Hobbes‘ a göre insanların belirli bir gücün sahibi olmaları, onların güvende oldukları anlamına gelmez. Tam da bu sebepten ötürü insanların sürekli bir güvensizlik durumunda olduğunu düşünür. Hobbes‘a göre zayıf olanın güçlü karşısındaki zafer arayışı yani tehdidin kaynağı ise güvensizlik duygusu, şöhret, kazanç gibi insanın yaradılışından gelen bu arzulardır.

Hobbes‘a göre “Bazen de sadece zevk almak olan amaçları uğruna insanlar, birbirlerini yok etmeye veya egemenlik altına almaya çalışırlar”. Böyle bir dünyada hayatta kalmanın yolu ise Hobbes‘a göre “herhangi bir kimsenin başkalarına olan güvensizliğinden kurtulması için, kendisi için tehlikeli olabilecek kadar büyük başka bir kuvvet kalmadığını görünceye kadar, cebren veya hileyle, olabildiği kadar çok insanı hakimiyeti altına almasından başka akla yatkın bir yol yoktur”. Dolayısıyla sadece savunma yapılarak güvenliğin sağlanamayacağını, güvenliği sağlamanın yolunun kuvvet kullanarak toprak genişletmek ve sürekli hakimiyet kurmak olduğunu düşünür.

İkinci kısım olan Realizmin Temel Kavramları yazımızda görüşmek üzere

Son yazılarımız için TIKLAYIN

Twitter hesabımızı görmek için TIKLAYIN

Realizm: Tanımı ve Kökenleri” için 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir